GalaxiForum


Geri git   GalaxiForum >
.....::::: Sosyal Konular :::::.....
> Kültür-Sanat > Kitaplık

Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler
Alt 17-02-2007, 16:41   #13
MeGa_X
Assist Admin
 
MeGa_X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 50
Mesajlar: 840
Ünvan
Rep:: 118
Rep Puanı : 10495
Rep Derecesi : MeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond repute
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 396
916 Mesajınıza 1,550 Teşekkür Edildi
Standart

Sponsored Links
Annem Ve Hayatın Anlamı
Irvİn YALOM
Kabalcı Yayınları


ÖZET


"Nietzche Ağladığında" ve "Aşkın Celladı" gibi ülkemizde de çok satan ve tanınmış kitapların yazarı Irvin Yalom, bu kitabında psikoterapi ve uygulamaları üzerinde durmuştur. Gündelik hayatta bizlere uzak bir terim olan psikoterapiyi bizlere daha yakından tanıtmak için Yalom kitabında, yaşanmış hikayelere yer vermiştir. Bu hikayelerde kendimizi ve geçmişimizi sorgulamamız da isteniyor. Aslında bu da kitabın temel amacını özetliyor.

Kitap; birbirinden bağımsız gibi görünen ama gizli bir bağla bağlanan altı hikayeden oluşmuştur. Bu hikayelerin dördü yazar Irvın Yalom' un hastalarının, diğer ikisi de yakın arkadaşı Dr. Steve Lash' in hastalarının öykülerinden oluşuyor.

Birinci hikaye olan "Annem ve Hayatın Anlamı", yazar Irvın Yalom' un kendi kabuslarının ve ölmüş üvey annesiyle yüzleşmesini anlatıyor. Aslında yazar burada hasta olarak kendini görüyor ve kendi kendine tedavi uygulama yöntemini deniyor. Hayatının her anında hiç de hoş hatırlamadığı annesiyle olan ilişkisindeki pişmanlıkların su üstüne çıkması ve bu ilişkideki suçun kendisinde de olmasından duyduğu pişmanlıkların önüne geçmek için geçmişe yaptığı yolculuk anlatılmış. Aslında bu hikaye bizlere kişinin kendi kendisine de psikoterapi uygulayabileceğinin iyi bir göstergesidir.

İkinci hikaye, yazarın ölümcül bir kanser hastalığına yakalanmasına rağmen hayattan kopmayan, çevresine umut dağıtmayı sürdüren Paula adlı hastasıyla ilgili. Yazar, Paula ile olan ilişkisini, doktor-hasta ilişkisinin çok üzerinde görüyor. Paula; yazarımızın hem hastası, hem grup tedavi yönteminde yardımcısı hem de yakın bir sırdaşı görevlerini üstleniyor. Ölümcül bir hastalığa yakalanmasına rağmen, yaşama sevinci ve çevreye yaydığı enerjisi, Dr. Yalom' un Paula' ya hayran olmasının sebeplerini özetliyor. Hayatının kalan kısmını kendisi gibi kanserli hastalarla geçirmeye adayan Paula' nın ölümüne kadar olan zamandaki Dr. Yalom ile olan yakın ilişkisinin de özeti veriliyor.

Kitapta yoğun işlerinden dolayı Paula' ya yeterli zaman ayıramayan Dr.Yalom' un, hastasının ölümünden sonraki düşünceleri ve onun işlerini devam ettirmesi de anlatılmış.

Üçüncü hikaye ise farklı sorunlar taşıyan hastaların biraraya gelerek, Dr.Yalom tarafından oluşturdukları psikoterapi grubunun işleyişi ve çözümler üretmesi ile ilgili. Her biri umutsuz gibi görünen hastaların tedavisinde yine kendilerini kullanarak çözüm aramak yöntemini, Dr. Yalom bu grupta başarıyla uyguluyor. Tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda olan ve bundan ötürü içine kapanık ve hayata küsmüş Maglonia, kas hastalığından dolayı yatağa bağlı Martin, intihar girişiminden dolayı yarı felçli Dorothy, anoreksik hastalığına yakalanmış iki bayan Rosa ve Carol; grubun üyelerini oluşturmaktadır. Grup üyelerinin birbirlerine kısa sürede kaynaşmaları; tedavi süreçlerini de etkilemiş, sonuçları daha kısa sürede ve daha olumlu sonuçlandırmıştır.

Dördüncü hikaye; çok sevdiği ağabeyini ilk gençlik yıllarındaki bir araba kazasında yitirmiş ve daha sonrada beyin kanserine yakalanmış kocasının ölümünü yaşamakta olan, duygusal olarak kenetlenmiş Irene ve Dr. Yalom' un yas terapisi ile ilgili çalışmalarını konu ediyor. "Yas Terapisinde Yedi İleri Ders" adlı hikayede Dr. Yalom, Irene' nin rüyalarından hareketle tedavi yöntemi seçiyor. Periyodlar halindeki seanslarda Irene'nin rüyalarındaki ve gerçek hayattaki iyileşme belirtileri tedavinin de asıl amacına ulaştığını gösteriyor.

Son iki hikaye Dr. Yalom' un arkadaşı Dr. Lash ve hastaları ile ilgili. "Çifte Açıklama" adlı hikayede, Dr. Lash' in hastaları ile olan diyaloglarını kasetlere alması ve bunları hastalarına dinleterek onların da seanslar hakkındaki görüşleri ile ilgili yaptığı çalışmalar konu edilmiş. Fakat bu kasetlerin birinde önceden kaydettiği ve silmeyi unuttuğu kendi yorumlarını, hastasının dinlemesi ve tedavi sürecinde meydana gelen mevcut değişmelerin seanslara da yansıması anlatılıyor. İçine kapanık hastasının bu yorumlardan sonra; yorumlara yönelik davranması, olayları irdelemesi ve kendi kendine güven kazanması anlatılıyor.

Yedinci ve son hikaye olan "Macar Kedinin Laneti" adlı hikayede Dr. Lash' in; sürekli kabuslar gören hastasının tedavisinde ilerleme kaydetmek istemesi ve kendisinin de onun gibi davranışlar içerisine girmesi konu edilmiş. Bu yöntemin sonuçlarının hastaya yararı olmasıyla birlikte, Dr. Lash' in bazı geçmiş olaylarla da yüzleşmesini sağlamıştır. Bir psikologun bile bazı sorunlar karşısında ne yapacağının bilememesi ve yardım istemesinin normal olduğu vurgulanıyor.

"Annem ve Hayatın Anlamı", ölüm ve insanın daha anlamlı yaşamak için verdiği kişisel mücadeleler üzerine derin gözlemler içeren bir kitap. Terapi kelimesinden korkulmaması gerektiği mesajını iletmeye çalışılıyor. Her şeyin birinci kuralının inanmak ve sevmek olduğunu bizlere bir daha hatırlatıyor.
MeGa_X is offline  
Alt 17-02-2007, 16:42   #14
MeGa_X
Assist Admin
 
MeGa_X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 50
Mesajlar: 840
Ünvan
Rep:: 118
Rep Puanı : 10495
Rep Derecesi : MeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond repute
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 396
916 Mesajınıza 1,550 Teşekkür Edildi
Standart

Atatürk Ve Hukuk


Ender TİFTİKÇİ, Mehmet TİFTİKÇİ
Yargıtay Yayını No: 27

ÖZET



Kitapta, Atatürk'ün yazılı kaynaklarda yer alan söz ve yazıları taranarak, Atatürk'ün hukuk temel ilkelerine bağlılığı, yasalara uyma ve gereklerini yerine getirme duyarlılığı, ülke ve dünya barışını sağlama ve koruma konusunda hukuku egemen kılma tutarlılığının göstergeleri belirtilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda çeşitli açış konuşmaları, halkla ve gazetecilerle yaptığı söyleşiler, çeşitli dönemlerde yayınlanan bildiriler, Büyük Nutukta yaptığı açıklamalar ve yazışmaları incelenmiştir. Atatürk'ün hukuka bağlılığı ve hukuk içinde kalma çabalarını yansıtan bazı anılarla, halkın demokrasi ve çağdaş yönetim konusunda eğitilmesine verdiği önemi, çağına göre çok ileri olan kişisel yaşamını ve öngörüsünü ortaya koyan anı ve anlatımlara kitapta yer verilmiştir.

Derlemenin sınırını Atatürk'ün yargıya ve hukuka verdiği önem ve bu konudaki söz ve tutumlarını yansıtan olaylarla belirtilmeye çalışılmış, bu hukuk devriminin hukuk tarihi içindeki yeri gibi tarihi araştırmalara girilmemiştir.

Atatürk'ün Prof. Dr. Afet İnan tarafından yazılan Medeni Bilgiler kitabına hazırlık olmak üzere kendi el yazısı ile yazdığı yazılardan, özellikle kamu ve özel hukuka ilişkin seçilen örneklerden bazıları şu şekildedir.

"Madem ki; devlet bir idareye, bir hakimiyete maliktir, onu ifade ve infaz için bir takım vasıtalara muhtaçtır. Bu vasıtaları ihtiva eden devlet teşkilatında millet meclisi ve hükümet teşkilatı esastır. Demokrasi prensibi hakimiyeti milliye prensibi şekline inkılap etmiştir. Bir vatandaş kendi hürriyet ve hakkını kendi maddi kuvvetine dayanarak temine kalkışamaz. Bu hususlar fertlerin kuvvet ve teşebbüsleri ile değil, milletin iradesini haiz olan devletin kudret ve nüfuzu ile temin olunabilir.

Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için dahili ve harici düşmanlar karşısında hayatını ortaya attı, çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet Türk'ün hayatıdır. Artık Türkiye'de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türkler demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır. Türk ferdi hürriyetinden ve menfaatlerinden teşkilatı esasiye kanununda tayin olunduğu kadarını Cumhuriyete bırakmıştır. Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, ferdin ve Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır."

Yine Atatürk temel hak ve hürriyetler konusunda şunları ifade etmektedir. "Hürriyetler başlıca ferdin maddi menfaatlerine tekabül eder; dar anlamda kişisel hürriyettir. Bunlardan en önemlileri seyahat ve yerleşme hak ve hürriyetidir. Bununla birlikte keyfi tutuklamaları, hapis cezasını yok etmek gerekmektedir. Ferdi mülkiyet çok önemlidir. Bir insanın emeğinin ürünü olan her şeye sahip olması, devletin müdahale edemeyeceği, ferdin yüksek haklarındandır. Yine temel haklardan ticaret çalışma ve sanat hürriyeti önemlidir. Bunlardan başka, devletin, siyasi veya kamunun menfaat ve emniyeti amacıyla tekeli altında bulundurduğu işleri başkaları yapamaz. İkinci grup hürriyetler ferdin fikir hayatındaki hürriyet haklarıdır. Bunlardan vicdan hürriyeti ferdin istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendisine ait siyasi bir fikre sahip olmak, mensup olduğu bir dini gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz".

Atatürk'ün temel hürriyetler konusundaki düşünceleri şöyle devam eder. "İçtima hürriyeti ve matbuat hürriyeti aynı prensipten çıkar. O prensip insanların, fikirlerini serbest söylemek ve neşretmek hakkıdır. Vatandaşlar, kendi talim ve terbiyeleri için ve umumun menfaatleri noktasından fikirlerini teati etmedirler. En büyük hakikatler ve terakkiler, fikirlerin serbest ortaya konması ve teati edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir. Hürriyet, ihtimal ki zorla tesis olunur, fakat, herkese karşı taassüpsüzlük (tölerans) göstermekle ve aldırmamazlıkla muhafaza edilir. Türkiye Cumhuriyetinde, herkes Allaha istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. "(Prof. Dr. A. Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Atatürk'ün El yazıları, Ankara, 1969, s. 390 vd.)

"Kişilerin özgürlüğü, devletin egemenliğine ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devletin istekleri felce uğratılmış olursa kişilerin özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz. Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir bölümünü seve seve, gerekli görerek devlete aslında vere gelmişlerdir. Devlet kendine özgü olan istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne gene o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluğu ve refahına ve vatandaşa özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun."(Atatürk'ün, 17 Şubat 1931 günü Adana Türk Ocağında yaptığı konuşmadan)

Bunların dışında; Atatürk'ün 1 Mart 1924 tarihinde, TBMM II. Dönem açış konuşması, 30 Ağustos 1924 Dumlupınar'da yaptığı konuşma, Ankara Hukuk mektebine yazdığı telgraf, 9 Ekim 1925 yılında Cumhuriyet savcılarına seslenişi, 5 Kasım 1925 tarihinde Ankara Hukuk Fakültesini açarken yaptığı konuşma, 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM III. Dönem Yasama Yıllını açış konuşması, Ankara İstiklal Mahkemesi kararı ve Mahkeme başkanlığına yazdığı telgraf, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesine dair kanun üzerine açıklamaları, 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM V. Dönem 3 ncü Yasama Yılı ve 1Kasım 1938 tarihlerinde TBMM V. Dönem 4 ncü Yasama Yılı açış konuşmaları, kitapta yer alan hukuk üzerine düşüncelerini yansıtan metinlerden bazılarıdır.

Eser, Kurtuluş Savaşı ve öncesi ile Cumhuriyet Döneminde Atatürk'ün yapmış olduğu konuşma, demeç, anı, sohbet ve görüşlerden derlenmiş, modern Türkiye Cumhuriyetinin felsefesi, genel anlamda demokrasi, insan hakları ve kısmen de kamu ve özel hukuk, özellikle haklar ve çeşitleri üzerinde Atatürk'ün görüşlerini farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilmek için, herkes tarafından okunması gerekli bir başvuru kaynağıdır.
MeGa_X is offline  
Alt 17-02-2007, 16:43   #15
MeGa_X
Assist Admin
 
MeGa_X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 50
Mesajlar: 840
Ünvan
Rep:: 118
Rep Puanı : 10495
Rep Derecesi : MeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond repute
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 396
916 Mesajınıza 1,550 Teşekkür Edildi
Standart

Aslında Özgürsün
Duygu Asena
Doğan Kitapçılık


ÖZET


Duygu Asena'nın bir internet sitesinde yazılan bu kitabı, yazarın belirttiğine göre okuyuculardan gelen tepkilerle şekillenmiş ve sonuçlanmıştır. Kitap, çocukluklarından beri arkadaş olan Berna ve Belgin adlı iki bayanın hayatlarındaki bir yıllık bir süreyi ele almakta ve bu zaman içerisinde yaşadıklarının da etkisiyle beklentilerinde olan değişiklikleri anlatmaktadır. Bu iki arkadaş fikirlerini birbirlerine bazen bir lokantada, bazen bir sinema çıkışında, bazen telefonda ve bazen de mektupla anlattıkları için kitap kolay takip edilmekte ve zevkle okunmaktadır.

Üniversitede oldukça başarılı ve aktif bir öğrenci olan Berna şu anda ki eşi Erkan'la tanışır ve maddi durumlarının iyi olacağı ve bu nedenle çalışmaya gerek duymayacağı düşüncesiyle eğitimini yarıda bırakarak evlenip bir çocuk sahibi olur. Fakat zaman geçtikçe, üniversitede spor yapan çeşitli sosyal etkinliklerde faal bir şekilde görev alan Berna, ev hanımı olarak içinde bulunduğu hayattan memnun olmadığı gibi iş adamı olan kocasının gittikçe artan ilgisizliğinden de şikayetçi olmaya başlar.

Öte yandan Belgin eğitimini tamamlayıp bir özel şirkette çalışmaya başlamış ve çalışkanlığı sayesinde kısa zamanda mesleğinde yükselmiştir. Bütün bu koşturma esnasında evlenip bir aile kurmaya zaman bulamayan Belgin, hayatta yalnız olduğunu düşünüp çeşitli arayışlara girmiştir. Belgin karakteri ile, çalışan bir bayanın iş yerinde ne gibi zorluk ve kısıtlamalarla karşılaştığını görme imkanına sahip olmaktayız.

Kitap, Belgin ve Berna'nın kısmen tanıtıldığı telefon konuşmaları ile başlar. Erkek arkadaşından ayrılan Berna dertleşmek için Belgin'i arar. Burada kitabın temelde dayandığı "herkes kendi yaşamını sevsin, ondan mutlu olsun" kavramı Berna tarafında dile getirilir.

Pasif ev kadınlığından sıkılan Belgin, arkadaşının teşvikiyle çevreci bir dernekte gönüllü olarak çalışmaya başlar. Zaten çalışkan bir kişiliğe sahip olan Belgin kısa zamanda çevre konusunda kendini yetiştirerek dernekte aktif olarak görev alır. Daha geniş bir sosyal çevrenin içine giren Belgin artık kendine daha fazla zaman ayırmaya, daha bakımlı olmaya ve kısır bir döngünün içinden kurtulmaya başlamıştır. Bunun sonucunda ise eşinin ve çocuğunun kendisine karşı olan tavırları değişmiştir.

Bu arada Berna da kendine başka arkadaşlar bulmaya, yeni ilişkiler yaşamaya başlamıştır. Yaşadığı çeşitli ilişkilerde de aradığını bulamayan Berna artık iyice yıprandığını hissetmekte ama bir türlü bu döngüden kendini kurtaramamaktadır.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Belgin'in babası ölür ve bu güne kadar hep eşinin gölgesinde yaşamış olan annesi yeni duruma alışmakta çok zorlanır. Belgin bu durumu arkadaşına şöyle anlatır: "-Annemin halini görmüyor musun Berna? Babama birşey olursa oda yaşayamaz. Kırkyıl dile kolay. Tam kırk yıldır birlikteler. Her zaman her yerde. Birbirlerinin birer organı birer parçası gibiler. Annem o olmadan, ona sormadan, bir şey yapamaz. Yapamaz da zaten. Nerdeyse sokakta yürüyemez bile."

Ama beklenen olmaz. Belgin'in annesi kısa zamanda toparlanıp yeni bir yaşama başlar ve doğal olarak bu Belgin'i çok etkiler. Başarıları gittikçe artan Belgin bir televizyon programı yapmaya başlar. Bu başarıları sayesinde evliliği de kurtulmuştur.

Bu arada Berna bir reklam ajansı açar ve kendi işini yürütmeye başlar. Bir açılış nedeniyle Şanlıurfa'ya gider. Orada kaldığı kısa zaman bile hayat görüşünün değişimesine neden olur. Artık ordan oraya savrulan amaçsız bir insan değildir. Şanlıurfa'dan arkadaşına yazdığı mektupta o bölgede yaşayan insanların "aslında televizyondan herşeyi öğrenmiş" olduklarını belirtip, " � ama o gördükleri, kendi yaşamlarından öylesine uzak ki, düş bile kuramıyorlar. �. Belgin, bir Güneydoğu turundan söz etmiştin. Mutlaka ona katılalım, mutlaka� İnsanın yalnızca kendi yakın çevresini tanıması ne korkunç şey." diye yazar.

Kitap Berna'nın Belgin'e yazdığı bir mektupla son bulur. Bu mektubun son cümlesi sanki, iki arkadaşın bu zaman dilimi içerisinde geçirdikleri değişimin bir özeti gibidir:
" Beğenmediğim yönlerim hala çok� onları yok edeceğim�Aynaya baktığım zaman kendimi kıyasıya sevmek istiyorum çünkü. �. Ben, kendi sevgimi de hak etmek istiyorum."
MeGa_X is offline  
Alt 17-02-2007, 16:43   #16
MeGa_X
Assist Admin
 
MeGa_X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 50
Mesajlar: 840
Ünvan
Rep:: 118
Rep Puanı : 10495
Rep Derecesi : MeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond repute
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 396
916 Mesajınıza 1,550 Teşekkür Edildi
Standart

Atatürkçülük El Kitabı
Prof.Dr.Hamza EROĞLU



ÖZET


Bu kitapta Atatürkçülük ve Türk devrimi hakkında genel bilgiler verilmektedir. Toplumların karanlık günlerinde ihtiyaçları olan yüksek fikir ve hedeflerin toplumca anlaşılması, kavranması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

20. yy insanlığın yeni oluşumlarının şahidi olmuştur. Öyle ki yazarın da belirttiği gibi teknolojik ve bilimsel gelişmeler dünyanın gelecekteki rotasını belirlemekte en belirgin etken olmakla beraber, tüm dünya halklarını küresel anlamda bir bütün haline getirmektedir.

Toplumun değişen koşullarına, yeni kurallar gerekmekte yeni hayat şartları yeni düzen ihtiyaçları duyulmaktadır. Ortaçağ, yeniçağ ve yakınçağın ardından modern çağın sesi yükselmektedir ve bunun sonucudur ki yeni bir toplum düzeni içinde yeni bir insan ufku görünmektedir. İnsanlığın tarihi insana yeni değerler kazandırmaya yönelik olmuştur. Modern çağın insanı, insana en çok insani değerlerin verildiği çağdır.

Türk Devrimi ise 20. yy'ın en önemli olaylarındandır. Devrimle yeni ve modern bir devlet kurulmuştur ve yine bu devrim Türk insanının zekâsını insanlığın hizmetine sunmuştur. Sonuç olarak, Türk Devrimi toplum ve devlet hayatına çok yeni olgular kazandırmıştır. Ayrıca siyaset bilimi de bu hareketten payını almıştır, yani siyasette de bir çok yeniliğe sebebiyet vermiştir. Bunun yanında, Türk Devriminin en büyük özelliği yeni bir hümanist akımı dile getiriyor olması ve hümanizme yön vermesiydi. 21. yy'da insanlığın daha çok özgürlüğe ihtiyacı vardır ve bundan dolayı Atatürk ilkelerini daha dikkatli incelememiz gerekmektedir.

Asya ve Avrupa'nın, eski ve yeni dünyanın karşılıklı mücadelesi Türk Toplumu üzerinde de etkisini göstermektedir. Türkiye yalnız başına bunalımın ortasında değildir. Bunalım bütün insanlığı tehdit etmektedir ve bu bütün insanlık için tehlike oluşturmaktadır. Bu bunalımdan kurtulmanın yolu ve çaresi, insana, insanlığa yeni bir güç kazandırmak olacaktır. İnsanı daha çok insanlaştıran yeni şartlar hazırlamak, bilim adamlarının olduğu kadar toplumlara yön veren büyük adamların yani dâhilerin görevidir.

Türk Devriminin temel ilkeleri başka bir deyişle Atatürkçülük incelendiğinde, çağımıza yeni bir anlayışla baktığı saptanmaktadır. Özgür insan, Atatürkçülüğün baş amacıdır. Modern çağın insanının, toplum içinde değeri belirlenirken Atatürkçülük bir örnek ve model oluşturacaktır. Bu sistemin dayandığı temel fikirler gelecekte de toplumlara yön veren prensipler haline gelmiştir. Aslında Atatürkçülük millî mücadele ve millî mücadele sonrası yapılan kökten değişikliklere dayanmaktadır. Atatürk'ün bu sistemdeki en büyük rolü ise sistemin fikir yönünden hazırlayıcısı ve yöneticisi, aksiyon bakımından da yürütücüsü ve yapıcısı olmasıdır.

Atatürkçü Düşünce Sistemi diğer özelliklerinin yanında, akıl ve mantığa dayalı olmasıyla da bilimsel bir düşünce sistemidir. Bu yönü, Atatürkçülük ve Türk Devriminin somut olma özelliğini ortaya koymaktadır. Zaten yazarın da belirttiği gibi, bu düşünce sisteminin tarihteki benzerlerinden en önemli farklarından bir tanesi, günlük hayatın her safhasına uygulanabilir, değişen durum ve koşulların gereksinimlerine cevap verebilir olmasıdır.

Günümüzde, daha önceki zamanlarda kabul gören bir çok düşünce sisteminin çökmüş olması bunun en güzel kanıtı olsa gerek. Ayrıca Atatürkçülük insana verdiği değerle de diğer sistemlerden ayrılmaktadır. Diğer bir çok sistemde insanlar araç olarak kullanılmışken Atatürkçülük, insanı tek amaç olarak ele almıştır.

Kısaca, Atatürkçülük, Türk Devriminin sistemleşmiş fikir gücü ve geleceğe bakan yönüyle de, ülküsüdür.
MeGa_X is offline  
Alt 17-02-2007, 16:44   #17
MeGa_X
Assist Admin
 
MeGa_X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 50
Mesajlar: 840
Ünvan
Rep:: 118
Rep Puanı : 10495
Rep Derecesi : MeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond repute
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 396
916 Mesajınıza 1,550 Teşekkür Edildi
Standart

Askerler De Güler
Orgeneral (E) M. Hikmet BAYAR
K. K. Basımevi


ÖZET


Yazarın amacını şu sözlerle açıklayabiliriz: Okuyanların geçmişi hatırlamalarını, karamsarlıktan uzaklaşıp hayatı daha güzel ve yaşamaya değer bulmalarını ve stresli yaşamlarından uzaklaşıp bir ölçüde rahatlamalarını sağlamak; bütün bunların yanı sıra askerlerin pek de bilinmeyen güleç yönlerini ortaya çıkarmak...

Kitapta, askerlerin sadece gülmek bir yana, espriler ürettiklerini ve bunların Anadolu'nun saf ve temiz evlâtlarının o tertemiz gönüllerinin ve zekâ kıvılcımları saçan beyinlerinin birer ürünü olduğu anlatılmaktadır. Unutmamak gerekir ki askerler de birer insandır ve gülmek her insanın olduğu gibi askerlerin de doğasında mevcuttur. Ancak bunun dozajını, süresini ve zamanını iyi ayarlamalıdır. Aksi takdirde askerliğin temeli olan disiplinin sarsılmasına neden olur.

Atatürk ve Türk askeri ile ilgili anekdotlarda askerimizin saflığı, açık sözlülüğü ele alınmaktadır. Ayrıca ordunun çeşitli kademelerinde görev yapmış komutanlarımızın emrinde bulunan askerleriyle aralarında geçen ilginç olaylar anlatılmaktadır. Buna örnek olabilecek ilginç bir anı:

Komutanımız denetlediği bir birlikte, erleri Türk büyüklerini ne kadar tanıdıkları konusunda bir fikir sahibi olabilmek için, onlara sorular yöneltip, yanıtlarını almaktadır:

"Atatürk kimdir?"
"Babamızdır."
"İsmet İnönü kimdir?"
"Babamızdır."

Komutanımız bakar ki Türk büyüklerinden kimi sorsa, erden babamızdır cevabını alıyor. Bir de o sıralarda medyada adı sık sık geçen bir yabancının adını söyleyip, erin yanıtını almak ister ve ere:

"Peki Mac Kinder kimdir?" diye sorar. Erin yanıtı değişmez ve yine "babamızdır" diye karşılık verir.

Komutanımız askerlik yaşamı boyunca başından geçen esprili anılara da yer vermiştir. Buna örnek olarak;

Komutanımızın, İzmir ordu evinde eşiyle çay içerken eşinin, gelen çayların iyi demlenmemesini fark etmesi üzerine posta Mehmet'e;

"Mehmet!.. Her hâlde ordu evindeki arkadaşların çay demlemesini bilmiyorlar. Onlara söyle, su kaynamaya başlayınca demlikteki çay poşetini üzerine döksünler ve bir süre böyle bekletsinler."

Bir gün yine gelen çay iyi olmayınca komutanımızın eşi, Mehmet'e;

"Bak Mehmet!.. Çayı yine demlememişler. Sen onlara tarif ettiğim şekilde söyledin mi?"
"Hayır hanımefendi!.. Aynen söyledim. Onlar da tarif ettiğiniz gibi yapıyorlar. Çayı su göbek atmaya başlayınca demliyorlar." der.

Şurası bir gerçek ki; Mehmet'in kelime hazinesi kısıtlıdır. Burada bu bilmediği kelimeyi, komutanına rahatça hatırladığı 'göbek atma' deyimiyle gayet güzel anlatır.

Emekli komutanlarımızın başlarından geçen anılara yer verilmiştir. Bu anılarda emekli komutanlarımızın emeklilik hayatına başladıklarında karşılaştıkları ilginin azalması, eski arkadaşlarla olan karşılaşmalar ve artık yaşlanmanın ve sonradan gelen nesile ayak uyduramama üçgeninde geçen ilginç ve komik olaylar anlatılır.

Komutanımız topluma mal olmuş ilginç ve komik fıkralara da yer vermiştir. Askerimizin, maruz kaldıkları zor anlarında zeki ve akıllıca verdikleri cevaplara ve davranışlara yer veriliyor. Bunlara örnek olarak;

Komutanımızın askerî lise zamanında sigara alışkanlığının engellenmesi ya da bu alışkanlığa mani olunması amacıyla, okul idaresi tarafından duvarlara bazı uyarı levhaları asılır. Levhalardan birinde "Sigara öldürür!.." ifadesi yer almıştır. Bunun üzerine birkaç gün sonra bu levhadaki "Sigara öldürür!.." ibaresi altına; "Asker ölümden korkmaz!.." seklinde bir ilâvenin yapıldığı görülmüştür.

Herkesçe bilinen 'laz' Temel'in askerlik mesleğinde yapabileceği ve her zaman olduğu gibi olayları saf ve temiz olan kalbiyle yaklaştığını anlatan kısa fıkralara yer verilmiştir. Buna güzel bir örnek olarak;

Askerliğini bahriyeli olarak denizaltında yapan Temel, askere gittikten bir ay sonra köyüne döner. Köydeki herkes Temel'in bu kadar kısa sürede gelişine bir anlam veremez. Kahvede etrafına toplananlardan bir kişi bunu kendine sorar. Temel:

"Terhis oldum" der. Tabi ki kimse inanmaz. Diğer biri:
"Bir ayda terhis mi olunur?" diye inanmadıklarını belirtir.
"Penu zorla terhis ettiler da!.. Alişmişum, yatarken pencereleri açayrum da."

Asker çocuklarının askerî ortamı bir anlamda yaşamaları, onları ister istemez etkiler. Tabi ki bu durum, onların da askerlerin mizah anlayışına katkıları olacak anlamına geliyor. Buna örnek olarak:

Bir komutanımızın Yiğit ismindeki torunu bir süre için dedesinde kalmaktadır. Çevredeki dostlar hep paşa oldukları için evde bir araya geldiklerinde birbirlerine hep 'Paşam' derler. Ama Yiğit'e hep adıyla hitap ederler. Bu da Yiğit'te; "Niye bütün erkekler paşa diyorlar da beni adımla çağırıyorlar" düşüncesini uyandırır. Bir gün paşalar salonda konuşurken birbirlerine 'Paşam' derken Yiğit'e adı ile hitap ederler. Yiğit bunun üzerine:

"Burada bakıyorum herkes paşa. Ben de Yiğit değil Paşa olmayı düşünüyorum. Ama henüz kararımı vermedim. Biraz daha düşünmem lazım." der ve oyun oynamaya gider.

Denizci askerlerin anılarından ve fıkralarından bahsedilmektedir. Burada gemideki komutanlarımızın olaylar ve durumlar karşısında sergiledikleri zeki ve bir o kadar da gülünç anı ve fıkralar yer almaktadır.

Bir denizci komutanımız Tuğamiralliğe terfi ettiğini öğrenir. Hemen bir amiral elbisesi diktirir. 30 Ağustosta yeni rütbesi takılı üniforması ile annesinin elini öpmeye gider. Annesi oğlunu görmekten mutludur. Amiral:

"Anneciğim, ben amiral oldum. Üniformamla sana geldim" der.
"Çok güzel oğlum. Mutlu oldum. Ama sen ne zaman paşa olacaksın?" diye sorar.

Havacı askerlerin anılarından ve fıkralarından bahsedilmiştir. Burada havacı komutanlarımızın farklı zamanlarda ve farklı yerlerde karşılaştıkları askerleri ya da çevreleri ile olan komik ve ilginç olaylar ele alınmaktadır. Örnek teşkil edecek şekilde;

Havacı bir komutan, posta eri Mehmet'e:
"Buzdolabındaki kiraza su döküp getir" der.
Mehmet; kiraz tabağını buzdolabından alıp gider. Bir süre sonra geri döner ve :
"Komutanım... O kadar gayret ettim yapamadım" der.
"Ne yapamadın?" diye komutan sorar.
"Su dökemedim." der Mehmet.

Meğerse Mehmet, Komutanının emrini küçük tuvaletini yapmak olarak algılamış, aklı kesmemiş. Komutanın bir bildiği vardır diyerek, emri yerine getirmeye uğraşmış, ancak fiziksel nedenle bunda başarılı olamamış.

Jandarma askerlerin anılarından ve fıkralarından bahsedilmiştir. Burada jandarma komutanlarımızın farklı zamanlarda ve farklı yerlerde karşılaştıkları askerleri ya da çevreleri ile olan komik ve ilginç olaylar ele alınmaktadır.

Jandarma devriyesi bir hırsızı, tam otomobil çalarken yakalar. Hırsız Karakola getirilir ve sorguya alınır. Sorgulayan Astsubay hırsıza sorar:

"Bu otomobili neden çaldın?" Hırsızın yanıtı makuldür:
"Vallahi çalmadım komutanım, bu araba; mezarlığın önünde duruyordu, her hâlde sahibi ölmüştür diye düşündüm." der.

Yabancı ülke askerlerinden anı fıkralar derlenmiştir. Bu bölümde yabancı subayların ülkemize geldiklerinde başlarından geçenler ya da ülkelerinde yaşamış oldukları anılar bulunur. Örnek olarak: 1'nci Dünya Savaşı sonuna doğru, 1918 yılında, Galiçya cephesinde Kolera salgını olmuştur. Bir gece yarısı, iki teskereci (Hasta taşıyıcı) Yzb. Bromberg'in otel odasının kapısını çalar ve:

"Bizi otel müdürü gönderdi. Kolera olmanızdan şüphe ediliyor. Çünkü bugün tam 12 kere tuvalete gitmişsiniz." derler. Yzb. Bromberg;

"Evet ama 11 kez tuvalet meşguldü." der.

Kitapta zamanımızdan çok önce olan anı ve fıkralar da derlenmiştir.

Eski zaman paşalarından biri, yalının bahçesinde güneşten çatlayan teknesinin ziftlenmesi için uşağına talimat verir. Uşak birkaç gün sonra paşanın karşısına yüklü bir faturayla çıkar. Paşa:

"Bu nedir be adam? Bir teknenin ziftlenmesi için çok değil mi bu para" der. Uşak:
"Aman paşam!... ziftlenen sadece tekne değil, birazcık da ben ziftlendim sayenizde" der.

Kitabın son bölümünde askerlikle ilgili tarif ve deyimlerden bahsedilmiştir. Burada askerliğin tarifi, askerî malzemeler, askerin hakları ve silâhları ile ilgili kısa yazılar bulunmaktadır:

Hakları (Topçu askerin cevabı):
1. Ana hakkı
2. Baba hakkı
3. 7'nci barut hakkı

Askerin karavanası:
Ağır makineli : Nohut
Hafif makineli : Kuru fasulye
Zorlu ikili : Makarna ile kapuska
Uzun namlulu : Pırasa
Komando : Kuru fasulyenin içinden çıkan böcek
Kara şimşek : Mercimek

Askerlerin ciddi görünümleri, onları tanımayan kişiler tarafından asık suratlı ve gülmeyen kimseler olarak tanınmalarına neden olmaktadır. Askerlerin ciddi oldukları doğrudur; çünkü onlardan sıralı komutanlarınca beklenen davranış budur. Fakat şurası bir gerçektir ki; onlar ciddi ama aynı zamanda güler yüzlü olmak, emir komuta ettikleri personelin moralini yüksek tutmak mecburiyetindedirler. Bu, onların görevlerini yerine getirebilmelerinin en önemli faktörlerinden birisidir.
MeGa_X is offline  
Alt 17-02-2007, 16:45   #18
MeGa_X
Assist Admin
 
MeGa_X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Yaş: 50
Mesajlar: 840
Ünvan
Rep:: 118
Rep Puanı : 10495
Rep Derecesi : MeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond reputeMeGa_X has a reputation beyond repute
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 396
916 Mesajınıza 1,550 Teşekkür Edildi
Standart

Atatürk Sizsiniz
Yekta Güngör ÖZDEN


ÖZET


Günümüzde, Atatürkçülük değişik yönleriyle değişik bilim adamları, yazarlar, sanatçılar ve vatandaşlarımız tarafından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu haliyle Atatürkçülük, Atatürk ilkelerinin yadsınmaz gerçekliği ile Türkiye'nin aydınlanmasında en önemli düşün kaynağıdır. Ancak, buna rağmen değerinin yeterince bilinmemesi ve anlaşılamaması nedeniyle devamlı saldırıya uğramaktadır. Bu saldırılara katlanmak bağışlanamaz bir tutumdur. Sevindiricidir ki Atatürkçülük ve onun gereklerini kavrayabilmiş, ülkemizi bu doğrultuda seven insanlar Atatürk güneşi ve Atatürk bayrağını hiç söndürmeden sürekli dalgalandıracaktır.

Bu kitapta yazar, değişik dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarını; konferanslarda ve söyleşilerde konuşmaları ve röportajlarda tartıştığı konuları Atatürkçülük, Atatürkçülük aleyhine oluşumlar ve içerikleri, Atatürkçülük ve Atatürkçü hukuk anlayışı, uygarlık, cumhuriyet ve cumhuriyetçilik, laiklik ve laiklik düşmanları başlıklarını içerecek şekilde derlemiş ve incelemiştir.

"Atatürkçülük adıyla özetlenen Atatürk ilkelerinin yadsınmaz gerçekçiliği Türkiye'nin aydınlanmasına yönelik düşün kaynağı olmasıdır." Ekonomik, siyasal, etnik, dinsel kimi oyunlarla aydınlanmanın karşısına çıkanlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihi incelendiğinde, bu gayretlerini 1900'lerden bu yana hiç durmadan devam ettirmektedir. Bu haliyle, ülkesini seven ve geleceğini güzel görmek isteyecek herkes bu uğraşıyı dikkatle değerlendirmelidir. Yazar, bu durumu, "Bağımsızlığımız, özgürlüğümüz ve ulusal egemenliğimiz tehlikededir." Şeklinde değerlendirerek, tüm düşünen ve aklı olan Türk aydınlarını, siyasal amaçlı ödünlerle Türkiyemizi Türkiye olmaktan çıkarmaya çalışan, duygu sömürüsü yoluyla akıl ve bilimi dışlayarak hukuksal, siyasal ve ulusal birliğimizi yıkmaya çalışanlara karşı mücedeleye çağırmaktadır.

Kitap, başlangıçtan itibaren bir bütün olarak, Atatürkçülüğün ışığında Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne her ayrıntıya dikkat çekerek tüm bu değerlere sahip çıkılması gerektiğini, önemleri ile beraber açıklamıştır. Bunu, Cumhuriyet karşıtı olanların hareketlerinin tarihi gelişimini de göz önüne alarak Cumhuriyetin kuruluşu, yaşamın her alanında verilen mücadeleler ve bunların gelişimini dikkate alarak izah etmeye çalışmıştır.

Bir hukukçu olarak yazar, demokrasi, özgürlük, cumhuriyet ve bunların hukukla ilişkilerinin önemi, mevcut algılanış biçimi ve olması gerekeni izah etmeye çalışmıştır. Özellikle Atatürk'ün yaşadığı zamanları ve Atatürk'ün hukuka düşkünlüğünün gelişimi ve sonraki dönemlerde bunu, anayasa yapımı, anayasa değişiklikleri, Medeni Yasanın, mahkemelerin kuruluş ve yargılama yöntemi yasalarının birbirini izleyerek yürürlüğe girmesi, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, hukuk alanında bir çok düzenlemenin yapılması ve batıdan alınan yasalar şeklinde birbiri ardınca dikkatlice icrasını Atatürk'ün hukuka düşkünlüğü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği için ne derece önemli gördüğünü izah etmektedir.

Atatürk ve laiklik konusu, 1994'te Boğaziçi Üniversitesinde Atatürkçü Düşünce Topluluğu açış konuşmasında, tarihi olaylar ve gelişimi de dikkate alınarak çok ayrıntılı ve titizlikle ele alınmakta, günümüz ile ilişkilendirilmektedir. Bunun yanında, Prof. Dr. Cevat GİRAY'la ve Ressam Bedri BAYKAM'la laiklik üzerine yaptığı söyleşilerinde, laikliğe saldırılar, bunların kapsam ve amaçları üzerinde örnekler verilerek durulmaktadır.

Yazar, bağımsızlık, özgürlük ve uygarlık yolunda cumhuriyetle kazanılan değerlerin, demokraside ulaşılan aşamaların korunup güçlendirilerek sağlanabileceğini belirtmektedir. Bunun yanında özellikle dinsizlikle eş değer tuttuğu dinsel sömürünün siyasal nedenli ödünlerle güçlendirildiği günümüzde sessiz ve seyirci kalmanın sayısız sakıncaları olduğunu belirtmekte; doğruyu, yararlıyı ve sağlıklıyı savunmanın ulusal bir görev olduğunu vurgulamaktadır
MeGa_X is offline  
Konu Kapatılmıştır

Bookmarks

Tags
kitap, ozetleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dev Kitap Arşivi! (643 Tane E-kitap) Ebook BuY-RuK E-Book 0 02-01-2011 00:35
E-kitap Okuma Programları MeGa_X E-Book 0 28-06-2008 16:12
Uğur Mumcu'dan 6 e-kitap Uzman1 E-Book 0 23-10-2007 08:34

Sponsored Links


All times are GMT +2. The time now is 20:46.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd. Web Hosting By Arvixe