GalaxiForum


Geri git   GalaxiForum >
.....::::: Dünya Dinleri :::::.....
> İslamiyet > Dini paylaşımlar

Cevapla
 
Seçenekler
Alt 11-10-2020, 09:58   #121
kuzey
Administrator
 
kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 12,246
Ünvan
Rep:: 21
Rep Puanı : 120
Rep Derecesi : kuzey is on a distinguished roadkuzey is on a distinguished road
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 0
21 Mesajınıza 22 Teşekkür Edildi
Standart Beş fitne

Sponsored Links
BEŞ FİTNE
RASULULLAH (SAS), ŞÖYLE BUYURUR:

"EY MUHACİRLER! BEŞ HASLET VARDIR Kİ,BUNLARLA İMTİHAN EDİLMENİZDEN,SİZİN ARANIZDA OLMALARINDAN VE BU KİŞİLERE YETİŞMENİZDEN allah ' A SIĞINIRIM!


*BİR TOPLUMDA ZİNA YAYGIN HALE GELİR VE ALENİ OLARAK YAPILMAYA BAŞLARSA,ÖNCEKİLERDE GÖRÜLMEYEN AĞRILAR VE BOZULMALAR OLUR.


*ÖLÇÜDE VE TARTIDA HİLE YAPILMASI.YILLAR SÜRECEK KITLIK VE GEÇİM SIKINTISI ÇEKERLER.DEVLET BÜYÜKLERİ VE YÖNETİCİLERİN ZULMÜNE MARUZ KALIRLAR.


*MALLARIN ZEKATINI VERMEMELERİ.GÖKTEN İNEN YAĞMUR AZALIR.EĞER YERYÜZÜNDE YAŞAYAN HAYVANLAR BULUNMASA,BİR DAMLA BİLE YAĞMUR YAĞMAZ!


*ALLAH VE RASULÜ'NE VERDİKLERİ AHDİ BOZMALARI.ALLAH TEALA (A.C) BU TOPLUMUN BAŞINA DIŞARIDAN BİR DÜŞMAN MUSALLAT EDER.VE ELLERİNDE BULUNAN BAZI ŞEYLERİ ONLARDAN ALIRLAR.


*DEVLET BÜYÜKLERİ VE YÖNETİCİLERİN allah 'IN KİTABI İLE HÜKMEMETMELERİ. allah TEALA (C.C),ONLARIN İÇİNE HUZURSUZLUK VERİR;KARGAŞA VE HUZURSUZLUK İÇİNDE BOĞUŞURLAR!
kuzey is nu online   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-10-2020, 09:37   #122
kuzey
Administrator
 
kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 12,246
Ünvan
Rep:: 21
Rep Puanı : 120
Rep Derecesi : kuzey is on a distinguished roadkuzey is on a distinguished road
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 0
21 Mesajınıza 22 Teşekkür Edildi
Standart bu ne oğlum? . karga baba

bu ne oğlum? . karga baba

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, kalkmak isteğinin sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu şaşkın, cevapladı: "o bir karga baba."
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: "Bu ne oğlum?"
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: "Baba, o bir karga"
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: "Bu ne?"
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönüştü: "O bir karga baba, üç oldu soruyorsun." "Beni işitmiyor musun?"
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: "Baba bunu neden yapıyorsun ? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?"
Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümsemeye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.

"Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Çünkü onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurmuştu."
kuzey is nu online   Alıntı ile Cevapla
Alt 14-10-2020, 09:59   #123
kuzey
Administrator
 
kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 12,246
Ünvan
Rep:: 21
Rep Puanı : 120
Rep Derecesi : kuzey is on a distinguished roadkuzey is on a distinguished road
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 0
21 Mesajınıza 22 Teşekkür Edildi
Standart İnsanın Değeri Değer Verdikleridir

İnsanın Değeri Değer Verdikleridir


İnsanın kıymeti, muhabbet ettiği, sevdiği, değer verdiği şeylerle belli olur. İnsan ne ile meşgul olursa, gönlü ona kayar. Bunun için Din Büyükleri; “Dünya işleri ile çok uğraşmakta, dünya işlerine gönül bağlamak korkusu vardır” buyurmuşlardır.

Ebu Bekr-i Ebheri hazretleri buyuruyor ki: “Her sınıf insanın, ulaşmak için gayret ettiği bir gayesi, himmeti vardır. Salihlerin himmeti, Allahü teâlâya isyan etmeden, Onun razı olduğu işleri yapmaktır. Âlimlerin himmeti, sevabın artmasına gayret etmektir. Ariflerin himmeti, kalblerinde Allahü teâlânın büyüklüğünü bulundurmak, Allahü teâlâyı hatırlamaya mani olan şeyleri terk etmektir.”

Mimşad ed-Dineveri hazretleri anlatır: Bir yolculuğumda, yaşlı bir zat gördüm. Salih bir kimse olduğu yüzünden okunuyordu. Kendisinden nasihat isteyince buyurdu ki; “Himmetini koru. Himmet, niyet; bütün işlerin başlangıcıdır. Himmeti temiz, gayreti iyiye yönelen kimsenin, yaptığı işleri de temiz olur. Halleri ve amelleri de düzelir.”

Himmet; gayret, emek, çalışmak, çabalamak, yardım gibi anlamlara gelmektedir. İnsanın kıymeti, kıymet, değer verdiği şeylerle ölçülür. Bir kimse neye değer vermiş ise, onu elde etmek için çalışır. Bu kimsenin bütün gayreti, çalışması hep bu yönde olur. Sadece yeme ve içmeye kıymet verenin değeri de, o kadar olur. Kim neye kıymet veriyorsa, kendi kıymetini de ortaya çıkarmış oluyor.

Kutbüddin Kaki hazretleri buyuruyor ki: “Çok yemek yiyen, nefsinin kölesi olur. Bedeni ayakta tutacak kadar ve ibadette kuvvetli olacak kadar yemek ile yetinmelidir. Normal ve basit giyinmeli, süsten, gösterişten uzak olmalıdır. Süslü elbiseleri gösteriş için giyen, kendini aşağılamak yolunda silahlı bir soyguncu gibi olur. Az uyumalıdır. Değersiz ve kıymetsiz dünya işlerine gönül vermek şöyle dursun, bunları konuşmaktan, böyle şeylerden bahsetmekten bile çok sakınmalıdır. Böyle dünyalık şeylerin yanında bulunmasını bile, kendisi için kusur ve bu yolda ilerlemeye mani bilmelidir.

Dinin emirlerini yerine getirmekte çok gayretli olmalıdır. Zira gayret olmayınca, ilerlemek de olmaz. Bu yolda ilerlediğini söyleyen fakat dinin emir ve yasaklarına uymakta gevşek davranan kimse, yalancıdır.”

Her mahlukun, kendi yaratılışı ile alakalı olarak bir himmeti, gayreti olur. Nefsin de himmeti, gayreti, yaratılanların en cahili olması sebebi ile, kendini mahvetmek üzerinedir. Bir kimse, nefsine tâbi olursa, kadir ve kıymeti de nefsi kadar yani nefsinin kıymet verdikleri kadar olur. Bunun için insan, nefsine ve nefsinin himmet ettiklerine tâbi olmayıp, himmetini yani isteklerini, arzularını, taleplerini çok yüksek, kıymetli şeylere çevirmelidir.

Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeple yaratıp, göndermektedir. Yüksek, kıymetli şeylere kavuşmak isteyen kimse, bunlara kavuşturan sebeplere yapışır, himmetini bu yöne kullanır. Cenab-ı Hakkın rızasına talip olan bir kimse, kötü şeylere ve nefsine tâbi olmaktan kendini korur. Abdullah bin Hubeyk hazretleri buyuruyor ki: “Yarın sana zarar verecek şeyler için keder ve gam içinde bulun. Ahiret saadetini harap eden şeyler için üzül. Yarın sana fayda vermeyecek şey için sevinme!”

Bir gün Ömer bin Abdülaziz hazretleri cemaate hitaben buyurdu ki:
“Ey insanlar! Sizler, ölüm için hedefler durumundasınız. Ölüm sizden dilediğini seçer. Size yeni bir nimet verildiği zaman, önceki nimet orada sona erer. Ağza bir lokma alınmasın, bir yudum su içilmesin ki, onunla beraber bir keder ve bir üzüntü olmasın. Dün geçti. O, sizin hakkınızda iyi bir şahittir. Bugün mühim bir emanettir. Onun kıymetini bilmek ve iyi değerlendirmek lazımdır. Yarın, içinde hadiselerle beraber gelmektedir. Sizi almak için gelen ölümün elinden kaçış nereye olacak. Sizler şu dünyada, eşyalarını bineklerine yüklemiş, yolcularsınız. Yüklerinizi, buradan başka bir alemde çözeceksiniz. Sizler, şu dünyada sizden önce gelenlerin yerine geçtiniz. Fakat siz de yerinizi, sizden sonra gelenlere vereceksiniz. Sizin aslınız ve dünyaya gelmenize vesile olanlar kalmadı. Sizler, onlardan dünyaya gelen kimseler olarak, nasıl baki, devamlı kalabilirsiniz. Sizler de bu dünyadan göçeceksiniz.”

Netice olarak, Akşemseddin hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Kişinin kadrinin ve kıymetinin varlığı, mihnetlere, bela ve musibetlere sıkıntılara sabretmesiyle ortaya çıkar. Bu mihnet, dünyalığın olmaması veya eksilmesi, elden çıkması ile olur. Sabredenlerin, sabırdaki sebatları sebebiyle, sabır, tevekkül, kanaat ve yumuşaklık gibi güzel hasletleri artar. Böylece olgunlaşan insanın kalb aynasındaki kirler, cevherin halis hâle getirilmesi gibi temizlenir.”
kuzey is nu online   Alıntı ile Cevapla
Alt 15-10-2020, 09:46   #124
kuzey
Administrator
 
kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 12,246
Ünvan
Rep:: 21
Rep Puanı : 120
Rep Derecesi : kuzey is on a distinguished roadkuzey is on a distinguished road
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 0
21 Mesajınıza 22 Teşekkür Edildi
Standart Dünyadan Değil Ahiretten Diploma Almaya Bakın

Dünyadan Değil Ahiretten Diploma Almaya Bakın

Dünyadaki yegâne amacın diploma almak olduğu telkin ediliyor. "Al, sana bir diploma, en önemli şey budur. İşte mevkiinde şudur, daha da senin taleb edeceğin birşey yoktur." diyerek asıl dünyaya niçin geldiğinden gençleri habersiz bırakıyorlar. Böylece diplomayı alan bu dünyada aranılanı bulduğunu zannediyor.

Halbuki matlûbun yolunda bir adım bile atmış değildir. Ne zamanki Azrail ( Aleyhisselâm ) : " Emaneti almaya geldim. " deyip de ahiret tarafından bir kapı açıldığında, dünyaya niçin geldiğini, işin hakikatını anlayacak ve kulluğa yöneleyim, kusurlarımı telâfi edeyim, günahlarımı affettireyim diye ölmemeyi bir müddet daha isteyecek. Fakat buna imkân verilmeyecek, iş işten geçecek, bu pişmanlık fayda etmeyecek.

İşte fırsat elden gitmeden Mevlâ ile işimizi yoluna koymak için bir birimize acıyalım. Birbirimizi Allah-u Telâ Hazretlerinden ve onun dininden haberdar ederek ahiretin saadet yollarını kazanalım. Onun için Allah Tealâ Hazretleri, Kuran-ı Kerim'de birçok yerlerinde bu tenbihi beyan etmektedir. Bunlardan biriside İbrahim suresinin şu ayet-i kerimeleridir :

(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve Peygamberlerin izinden gidelim" diyecekler. Onlara şöyle denilecek: "Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?" ( İbrahim Suresi 44)

Son nefeslerinde ahiret tarafından bir kapı açıldığında zalim olanlar bakacaklar ki bu yolculuk için bir adım bile atmış değiller. Mesele onların bildiği gibi değilmiş. Kur'an'dan, Hadisten, fıkıhtan, akaidden okuyup, beyan edenler doğru söylemiş.

Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak zalimlere söylüyor. Zalimler ise hazırlanmayanlardır. Allah Tealâ Hazretleri herkesin sonunda ne diyeceğini biliyor. O zaman onlara Cenab-ı Hak şöyle buyuracak :

"Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik." ( İbrahim Suresi 45)

Şimdi siz işinizi yoluna koymak için tehir ettirilmezsiniz. Ben Allah olarak ve size asla muhtaç olmayarak sizin için yüzdört kitap indirdim. Birçok Peygamberler gönderdim. Sizse, ibret almadınız.Beni dinlemediniz.Ben de bugün sizi dinlemiyorum.

Ey müslümanlar! İbret almak lazım. Ölüm gelebilir. Herşeyden evvel kendimizi ölüme hazırlayalım. Bundan sonra yapacağımız işleri islamın emrettiği üzere yapalım. Kendi felsefelerimize, kendi kafamıza uymayalım.

Felsefe ve kafa, insanı maksada ulaştırmaktan acizdir. Bu şekilde düşünüp ve böyle bilenlere merhametli olmak gerekir. Çünkü kaybedenler çok büyük şey kaybediyor. Bunlanlarsa çok büyük şey buluyor.

İmam-ı Masum ( Kuddise Sırruhu) Mektubat'ında anlatıyor;
Evliyaullah'dan Ebu Aliyyid Dekkak ( Kuddise Sırruhu ) Hazretleri vefat etti. Vefatından sonra büyüklerden birisi rüyasında gördü ki şiddetle ağlıyor. Yavaş yavaş yanına yaklaşıp kemâli edeple sordu: " Ya Mevlâna niye ağlıyorsun ? Dünyaya geri dönmek mi istiyorsun ? "

Ebu Aliyyid Dekkak ise : " Ey oğul dünyaya geri dönmek istiyorum ama âilemi özlediğim için, onlarla birlikte olmak için değil. Buraya gelince anladım ki, insanlar öyle büyük şeyler kaybediyorlar ki, eğer dünyaya dönebilsem elime bir değnek alır herkesin kapısını çalardım. Çok şeyler kaybediyorsunuz derdim. " buyurdu.

Duymakla görmek bir değildir. Gördükten sonra durumu daha da değişti. Biz de öldükten sonra hakikatı göreceğiz, biz de piman olacağız. Nasıl bu yola daha fazla eğilemedik. Nasıl daha fazla takva sahibi olamadık. Nasıl daha çok okuyup okutamadık diye pişman olacağız.

Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. ( Zümer 54 )

Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce. ( Zümer 55 )

Niçin bu işleri yapın biliyor musunuz ?

Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, "Allah'ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden idim" demesin. ( Zümer 56 )

Yahut, "Allah beni doğru yola iletseydi elbette O'na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum" demesin. ( Zümer 57 )

Yahut azabı gördüğünde, "Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam" demesin. ( Zümer 58 )

(Allah şöyle diyecek: ) "Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkarcılardan oldun." ( Zümer 59 )

"Rabinizden siz indirilen ( Kuran'ı Kerim ) e tâbi olun ( uyun ) ve ondan başkalarını veliler ( dostlar ) edinipte kendilerine uymayın. Ne kadar az düşünüyor ( az öğüt tutuyor ) sunuz." ( Araf 3 )

Ya erhamerrahimin, bizi kendi başımıza bırakma. Elimizden tut. Vazifelerimizi hakkıyla yaptır. Sevmediğin işlerden bizleri uzak eyle. Amin!.

Dışı kıpkırmızı elma. ama içi kurt dolu. Görünüşte müslüman ama içi müslüman değil. Böyle olmaya kim razıdır ? Önümüzde ahiret vardır. Cennet vardır.

Ben kısa konuşayım siz uzun anlayın. Hep Avrupa'nın ahlâktan mahrum gençlerine benzemeye çalışıyorsunuz. Eğer bilseydiniz kimlere benzemeye çalıştığınızı kendinizden nefret ederdiniz. Bu ayette büyük mana vardır. Dostumuzu düşmanımızı iyi bilelim.

Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. ( Hûd 113 )
kuzey is nu online   Alıntı ile Cevapla
Alt 16-10-2020, 09:53   #125
kuzey
Administrator
 
kuzey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 12,246
Ünvan
Rep:: 21
Rep Puanı : 120
Rep Derecesi : kuzey is on a distinguished roadkuzey is on a distinguished road
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 0
21 Mesajınıza 22 Teşekkür Edildi
Standart namazla ilgili önemli şidetle okuyun ...

namazla ilgili önemli şidetle okuyun .... ????


Namaz, tekbir ile başlayıp selâm ile son bulan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir. Allah'a karşı tesbîh, ta'zîm ve şükrün ifadesidir.
Namaz, Kur'an'da doksandan fazla ayette zikredilir
sayfaların devamını okuyun
namaz vakitlerindeki sır
Âlem öyle nurlu bir sarmal içinde ki, her an beş vaktin beşi de dünya içinde ayrı ayrı yerlerde yaşanabiliyor. O vakitlerin öyle güzel sırları var ki, bize kulluğumuzu ve ahireti hatırlatıyor.
Namaz, Rabb’imizin “Celal”ine karşı kavlen ve fiilen “Sübhânallah” deyip takdis etmek, “Kemal”ine karşı, lâfzan ve amelen “Allahü Ekber” deyip tâzim etmek. “Cemal”ine karşı da kalben, lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.
İbâdetin mânâsı da kulun Rabb’ine karşı kendi kusurunu, acz ve fakirliğini görüp her şeyi elinde tutan Yüce Rabb’imizin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

Her namaz vaktinde ruhumuzda canlanan şey, tek ve sonsuz olanın O (cc) olduğudur, bakî, sermedî, ebedî olan O’dur. Nurun kaynağı, ebedi saadetlerin sahibi O’dur. Her namaz vaktinde zihnimizde bu duygular sümbüllenir.

Başka bir kapı yoktur. Başımızda ecel kılıcı, ensemizde Azrail’in (as) nefesi bulunmaktadır. Kabrimizi karanlıklar yurdu olmaktan çıkarıp Cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirecek olan şey imanımız, amelimiz ve Rabb’imize olan muhabbetimizdir. Ümidimiz O’nun (cc) rızasına, Habibi’nin (sas) şefaatine nail olmaktır. Bu yüzden her bir namaz vaktinde gizlenmiş sırlara vâkıf olmamız gerekir.

Bediüzzaman Hazretleri, namaz vakitlerini izah ederken gece ve gündüzlerin alemin büyük saatinde “saniyeler”, senelerin “dakikalar”, ortalama insan ömrünün “saatler” ve alemin hayat devirlerinin de “günler” hükmünde olduğunu belirtiyor. Yine bunların birbirine baktığını, birbirine misal olduğunu, birbirinin hükmünde olduklarını ve hatırlattıklarını ifade ediyor.




--------------------------------------------------------------------------------

SABAH VAKTİ:
Yepyeni bir başlangıçtır
Sabah tatlı bir neş’edir. Mahmurluk perdesi altında alemde pırıl pırıl tecelli eden yaratılışa aynadır. İmsak vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesi, yani şer’i günün başlayışıyla yepyeni bir hayat başlar. Her bir namaz vakti için bir saati göz önüne getirelim (dijital saati değil!). Akrep, sabah namazı vaktini gösterdiğinde o an aynı zamanda, bizim anne karnına düştüğümüz ânı, yine kâinatın yaratıldığı 6 günden ilk günü ve yıl içindeki bahar mevsimini gösterir. Elimizi Allahü Ekber deyip kaldırdığımızda zihnimizde ana rahmindeki halimiz ve kâinatın Rahmetenlil Alemi’nin (s.a.s.) yüzü suyu hürmetine ve yine O’nun (s.a.s.) nurundan yaratılışı canlanır. Tesbih, tahmid ve tekbirlerimiz hep o hale şükür içindir.




--------------------------------------------------------------------------------


ÖĞLE VAKTİ:
Gençlik ateşi ve Cehennem!
Öğlenin şiddetli hararetinin başları yaktığı zaman, yazın en sıcak dönemine, insanda gençliğin söz dinlemeyen en ateşli çağına işaret eder. Yine, öğlenin sıcağı bize hiçbir gölgenin bulunmayacağı mahşer gününü hatırlatır. Kainatın ömründe ise öğle vakti Hz. Âdem’in yeryüzüne iniş dönemine işaret eder.




--------------------------------------------------------------------------------


İKİNDİ VAKTİ:

Ömrün sonu ve sonbahar
İkindi vakti, güneşin renginin sarardığı, batmaya meylettiği zamandır. İçinde sonbahar hüznünü de taşır. Yine, insanoğlunun da artık saçlarına ak düşüp, belinin yavaş yavaş bükülmeye başladığı, dünya lezzetlerinin de “acılaşmaya” başladığı döneme işarettir. İkindi vakti, insanoğlunun ve kainatın son dönemine de işaret eder. Yine, son peygamber olan Efendimiz’in (s.a.s.) vazifeye başlamasıyla âlemin son sürece girişini de hatırlatır. Biz ikindi vaktini yaşarken az sonra güneşin batacağını, yakında kendimizin ve kâinatın da öleceğini düşünürüz. İkindiyi eda edip de her şeyin batmaya doğru gittiğini görürken tek sığınılacak kapının Rabb’imiz ve O’nun Resulü’nün sünnet-i seniyyesi olduğunu tefekkür ederiz.




--------------------------------------------------------------------------------


AKŞAM VAKTİ:

Ölüm ve kıyamet ânı
Artık gün batmıştır. Ferdi olarak imtihanımız bitmiş, son nefesimizi vermişiz. Ne güneşte o cebbar yakıcılıktan, ne de bizde küçük dağları ben yarattım havasından eser kalmıştır. Sonbahar gibi ikindinin tatlı serinliği geride kalmış, güneş kaybolmuş, hafif bir kızıllık dışında ondan hiçbir eser görünmüyor. Az sonra günle birlikte biz de karanlıklara karışmış olacağız. “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde...” (Tekvir, 81/1-3) ikazları kulaklarımızda çınlıyor. Akşam ezanı okunduğunda ve namaz için ellerimizi kaldırdığımızda sanki kendi cenaze namazımızla birlikte tüm kainatın cenaze namazını da kılıyor gibi oluruz. Önümüzdeki tabutta hem geride kalan gün, hem sonbahar mevsimi, hem kendi cesedimiz, hem de tüm canlıların naaşı vardır. Bu namaz bu kadar hüzünlüdür. Artık geriye dönüş yoktur. Alem susmuş, Sûr üfürülmüştür. Bütün diklenişler, bütün ceberrutluklar son bulmuş, müthiş bir sessizlik, alemi kaplamış, İlahi kader ânı beklenmektedir. Geriye dönüş artık mümkün değildir ve “keşke”ler, “eyvah”lar dönemi başlamıştır.




--------------------------------------------------------------------------------


YATSI VAKTİ:
Büyük sessiz karanlık
Artık geride kalan ne güne ne mevsimlerin tatlılığına, ne de insan olarak “yaşadığımıza” dair hiçbir iz yok. Gündüzün ne sıcağı ne de ışığı kalmış. Bizim için de acı son gerçekleşmiş. Kimse, kendi torunlarımız bile bizi hatırlamıyor, çoğu ismimizi bile unutmuş. Hayat susmuş, kainat dahi ölmüş. Toprağın üstündeki tüm cıvıltı, kargaşa sona ermiş. Herkes hesap gününü bekliyor. İşte bu kadar karanlıklar içinde o geceyi ancak “teheccüd”ümüz aydınlatabilir, bize yoldaş olabilir. O karanlıkları aydınlatacak yegane nur kaynağı odur.




--------------------------------------------------------------------------------


İKİNCİ SABAH VAKTİ:
Ba’sü ba’del mevt
Yeni doğan güneş ise haşrin sabahını ihtar eder. Sur yeniden üfürülmüş, ruhlar yeniden iade edilmiş, milyarlarca insan haşir meydanında toplanacak, ölüler yerden bitkiler gibi bitirilecek. İşte bu şuurla kılınan namazın kişiye faydası olur. “Desinler”, “görsünler” için kılınan namazın kimseye faydası olmadığı gibi maalesef zararı da olacaktır. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar mâkul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kesinliktedir.


İşte bu beş vaktin her birinde bir mü’him, inkılâp başındadır
kuzey is nu online   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-10-2020, 09:50   #126
TuFaN34
Super Moderator
 
TuFaN34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2015
Mesajlar: 16,211
Ünvan
Rep:: 22
Rep Puanı : 85
Rep Derecesi : TuFaN34 is on a distinguished road
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 7
15 Mesajınıza 15 Teşekkür Edildi
Standart Sen Namazı Boşver, Benim Kalbime Bak ?!!

Sen Namazı Boşver, Benim Kalbime Bak ?!!



BENİM KALBİM TEMİZ”, “Sen benim kalbime bak”, “İçin temiz olsun yeter” gibi sözlere sığınan bazı insanlar, ibadeti, namazı, tesbihi, zikri pek önemsemez, “olmasa da olur” gibi bir yaklaşım sergilerler.

Oysa kalbin sahibi ALLAH’tır.

Kalbi kim yaratmışsa, onun temizlik hükmünü de ancak O verir. Bunun için bir insanın kendini “temize çıkarması” yetmez. Üstelik temize çıkarmakla da temize çıkmış olmaz; gerçekte temiz olmalı.

Bu düşünceye sahip olan kişileri Kur’an anlatırken der ki:


“Görmüyor musun, kendisini temize çıkaranları? Oysa Allah dilediğini temize çıkarır, hiç kimse de kıl kadar haksızlığa uğramış olmaz.” (Nisa, 4:49)


Mütevazı olan kimse “Ben mütevazı bir kişiyim” diyemez, ihlâslı olan kişi de “Ben ihlâslı bir insanım” diyemeyeceği gibi…
Yine bir kimse, “Ben iyi bir adamım”, “Ben hayırlı bir kimseyim” diyerek kendini öne çıkaramaz, çıkarmaması gerekir.

Bu açıdan “Ben temiz kalpli bir kişiyim, benim kimseye bir kötülüğüm yok” gibi sözlerle bir insan kendini anlatamaz. Çünkü kim bu faziletleri sahiplenerek dile getirirse, o faziletlerden yoksun olduğu ortaya çıkar.

Kur’an’ın ifadesiyle, “Siz kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takva sahibi olduğunu en iyi O bilir.” (Necm, 53:32)

“Temize çıkmak” Allah katında hâlis ve takva sahibi bir kul olmak anlamına geliyor. Bir insan takva sahibi olmaya çalışır, takva üzere bir hayat yaşar, ama kimin gerçek anlamda muttaki olduğunu ancak Allah bilir. Bu da ancak Allah’ın lütfu ve rahmeti sayesinde olur.

“Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, ebediyen hiçbiriniz temize çıkamazdınız. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır” (Nur, 24:21) âyeti bu gerçeği dile getirirken, insanın sahip olduğu bütün nimetlerin, manevî hallerin, ahlakî üstünlüklerin bütünüyle Allah’ın bir ikramı ve ihsanı olduğunu anlatıyor.

Âlâ Suresi’nde ise, “Temize çıkan kurtuluşa erdi” âyetinin devamında, “Rabbinin adının anıp namaz kılan” âyeti gelir ki, gerçek anlamda temizliğin iman ve namazdan geçtiği bildirilir.

Zaten Kur’an’da imanla birlikte namazın geçtiği, imanla namazın peş peşe, yan yana bulunduğu birçok âyet vardır.

Kalbin temizlenmesi, ruhun arınması, nefsin ıslahı ve insanın terakki etmesi/yücelmesi imanla ve ibadetle mümkün olur.

Bazı kimseler, kalp temizliğini sadece, insanlar hakkında bir kötülük düşünmemek yahut yardımsever olmak gibi basit bir çerçevede anlıyorlar. Bununla da kalmayıp, insanlara iyi davranmakla, ibadet sorumluğundan kurtulduklarını sanıyorlar. Bu düşünce, şeytanın bir oyunu ve tuzağıdır, nefsin de bir aldatmacasıdır.

Bu kişiler, namazında niyazında olan bazı kimselerin, İslam’ın ruhuna aykırı düşen, başkalarına zarar veren davranışlarını tespit ediyorlar. Bunu bahane ederek, “Bak, bu kişiler namaz kıldıkları halde şu şu hataları da yapıyorlar. Ben böyle bir ikilem içine girmektense, namazı hiç kılmam daha iyi” diyerek kendi namazsızlıklarını bir özür olarak öne sürebiliyorlar.

Bir defa, farzlarda yorum yapmaya hiç gerek yoktur. Onlarda yanlış yorum yapmaya ve gerçeği saptırmaya da kimsenin hakkı yoktur. Çünkü ortada yoruma açık bir durum söz konusu değil. İnanan bir insanın yerine getirmesi gereken en önemli ve en hayatî ibadet namazdır. Kendi tembelliğini, kendi ihmalini bahane göstererek “kalp temizliğini” öne sürüp namazı gereksiz görmek bir akıl mantık işi değildir.

Karşınızda açlıktan kıvranan bir yoksul duruyor, hemen yanında da para içinde yüzen zengin birisi. “Bu adama niçin yardım etmiyorsun?” diyecek oluyorsunuz. O da “Siz benim yardım etmediğime bakmayın, benim kalbim şefkat dolu, merhamet dolu” diye karşılık veriyor.

Şefkat ve merhamet, kalbe ait birer güzelliktir. Fakat şefkat ve merhamet ancak aç ve fakir insanlara yardım edince kendini gösterir.

İmanın da bu şekilde bir ortaya çıkışı vardır. Kalbin, Allah’ın emirlerine itaat etmesi bir güzelliktir. Bu güzelliğin belirtisi ve ispatı ise ibadettir.

Kalplerinin temizliğini iddia ederek ibadetten kaçanların büyük çoğunluğu, nefsine uyarak ruhlarını karartan ve maddeden başka bir şey görmeyen insanlardır.

Bir insan, namaz kıldığı halde nefsini yenememişse, işlerini Rabbinin emirlerine göre düzenleyememişse, bu adam namazın ruhuna erememiş demektir. Ama o kul, bu hatasını namazı terk ederek tedavi edecek değildir. Bunun yolu yine namazdan geçer. Bu adam namazını böylece kılmaya devam etse de, özlenen o kemal noktaya varamadan ölse ne olur?

Mahşerde, o büyük hesap gününde, namazının sevabı da tartılır, işlediği hataların günahı da... Neticede, günahları galip gelse ve cehenneme gitse de, sonunda yine cennete döner. Ama elbette oradaki makamı da o noksan namazına uygun olacaktır.

O mizanda, zerre kadar iyilik de kötülük de tartılacaktır. Biz, “kalbimiz temiz” diyerek nefsimizi başköşeye oturtup başkalarının günahlarına bakacağımıza, kendi noksanlarımızla ilgilensek ve onları tamamlamaya gayret göstersek o gün daha kârlı çıkarız.

Biz o âlemde, başkalarının hatası nispetinde değil, kendi sevabımız miktarınca derece alacağız. Başkasının noksanlığı bizi yükseltmeyecek. Bu dünyada bile onun misallerini yaşamıyor muyuz?

Bir meyveye elimiz erişmediği zaman, ayağımızın altına bir şeyler koyuyor ve ona ulaşıyoruz. Yoksa boyu bizden daha kısa olanlara bakmakla midemize bir şeyler gitmiyor.

Geliniz, hayalen mahşere gidelim:

“Günahkâr bir kimse ister ki o günün azabından (kurtulmak için) oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran sülalesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de tek kendisini kurtarsın.” (Mearic, 70:11-15)

Şimdi bu âyetin sergilediği tabloyu birlikte seyredelim. En yakınlarımızı bile feda etmemizin para etmeyeceği o meydanda, başkalarının kusurlu oluşunun bize bir fayda sağlamayacağını iyice anlayalım.

Sonra dönelim dünyaya, kendimize gelelim. Kusurlarımızı görüp, noksanlarımızı bilelim. “Senin kalbin temiz” diyerek bizi oyalamaya çalışan ve ibadetten uzaklaştıran nefsimizi en büyük düşman tanıyalım. Onunla çarpışalım. Zaman en büyük sermaye. Onu başkalarını tenkide değil, kendimizi tekmile sarf edelim. (*)

Bu açıdan namazı küçümser bir tavır içinde bulunmak insanı tehlikeye götürür, imanını zedeler, dinî hayatını uçuruma sürükler. Zaman içinde İslamî hassasiyeti de azalarak kendisini bütünüyle şeytana bir oyuncak haline getirir.
TuFaN34 is offline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Tags
dini, dualar, hastaliklara, ile, karsi, okudugu, peygamberimizin, sohbetler, umit


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
internette olan sohbetler kuzey Ruh Sağlığı 0 04-11-2019 06:57
dini sözler TuFaN34 İslam Alimleri & Öyküler Hikayeler-Haberler 9 07-05-2019 18:55
dini şiirler TuFaN34 İslam Alimleri & Öyküler Hikayeler-Haberler 7 28-02-2019 02:15
iyi iletişim kurmak kaliteli sohbetler yapmak için 10 yol kuzey Kariyer ve Kişisel Gelişim 0 30-11-2017 07:34
sosyalleşmenin ilkadımı ayaküstü sohbetler için kurtarıcı ip ucları kuzey Kariyer ve Kişisel Gelişim 0 27-05-2017 08:33

Sponsored Links


All times are GMT +2. The time now is 01:08.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.